Kamu Spotu: Kardeş şart

Oğlanlar ışık hızıyla büyüyor. Onların ne kadar hızlı büyüdüğünü durduğum ve düşündüğüm nadir anlarda farkediyorum, özellikle blogumda eski yazılara daldığım anlarda… Sanki bir akıntıya kapılmışız, hızla sürükleniyoruz. Boğulur gibi değil, çoğunlukla keyifle ve gülerek, zaman zaman biraz endişeyle, oldukça yorgun ama pes etmeden kaptırmış gidiyoruz. Nehrin sonunda hangi denize, nereden, nasıl kavuşacağımızı bilmeden. Bazen bu hız beni üzüyor, korkutuyor, anın tadını yeterince çıkaramıyormuşuz gibi geliyor. … Continue reading Kamu Spotu: Kardeş şart

Mutluluk

Mutluluk kolay değil, mutluluk bize altın tepside sunulmuyor. Mutlu olmak çaba gerektiriyor. Hayat hepimiz için zor. Evli olan için de, bekar olan için de, boşanmış olan için de, çocuğu olan için de olmayan için de, olsun diye çabalayan için de zor, birinin yanında maaşlı çalışan için de, kendi işini yapan için de, kilo almaya çalışan için de, kilo vermeye çalışan için de zor, hep zor. … Continue reading Mutluluk

Baharın Geldiğini Nasıl Anlarız?

Ofiste temiz hava almak için camı açtığınızda bir daha kapamak içinizden gelmiyorsa, Yüzünüze açık camdan tatlı tatlı çarpan ılık rüzgâr sizi başka diyarlara ışınlıyorsa, İçinizde sebepsiz bir mutluluk varsa, hop oturup hop kalkıyorsanız, Hava daha aydınlıkken işten çıkabiliyor ve çocuklarla parka mı gitsek acaba diye plan yapabiliyorsanız, Tatil planları yapmak aklınızdan geçmeye başladıysa, Hafta sonu çayır çimene gidip yayılma isteği baş gösterdiyse, Açık renk kıyafetleri … Continue reading Baharın Geldiğini Nasıl Anlarız?

Kendine Neyin İyi Geleceğini Bilmek

Yine uzun zamandır blogumu nadasa yatırdığımı farkettim. Diğer çoğu alışkanlıkta olduğu gibi blog yazmakta da arayı açmak sakıncalı. Parmaklar paslanıyor, yazmak nefes almak gibiyken gözünde büyümeye başlıyor, aklına yazacak bir şey gelmiyor… Sonra bir gün orda bir blog var uzakta, o blog benim blogumdu diye iç çekerken buluyorsunuz kendinizi. Bu sınavın bir benzerini koşu ile yaşıyorum. Son beş yılda ikisini de tamamen bıraktığım hiç olmadı … Continue reading Kendine Neyin İyi Geleceğini Bilmek

Steve Martin, Beyin ve San Junipero

Yıllar önce Steve Martin’in absürt bir filmini izlemiştim. Detayları çok hatırlamasam da genel hatlarıyla Steve Martin bir beyin cerrahıydı ve laboratuvarında bir kavanozda yaşattığı bir beyine âşık oluyordu. O kavanozla sandal keyfi yaptığı bir sahne var gözümün önünde. Bilim kurgu da olsa romantizmden kaçış yok… Sonunda o beyine bir vücut arıyordu sanırım, asıl komik olaylar o zaman başlıyordu. Ama devamı aklımda kalmamış. Bir adamın bir … Continue reading Steve Martin, Beyin ve San Junipero

Yazmanın Terapatik Gücü

Blog yazmayı tercih ettiğim zamanlar genelde başka bir işle uğraşmam gereken, gündemimde blog yazmak olmayan, çok geç yatmamam gereken ama saatin gece yarısını geçtiği(!), ve aklımda yazacak bir konu olmadığı anlar. Ne kadar da ideal bir yazma ortamı… Yola koyulmak işi bitirmenin yarısıdır diye çıktığım bu yolculukta genelde yazarken ortaya çıkıyor konunun nereye evrileceği. O anki ruh halime göre neden artık eskisi kadar film izleyemediğime … Continue reading Yazmanın Terapatik Gücü

Rastgele

Cuma nesesi diye bir sey var. Evet var. 30’lu yaslarin Cuma nesesini neyle karsilastirabiliriz? Hmmm.. Belki 5-6 yaslarinda haftasonu erkenden kalkip herkes uyurken cizgifilm izleme sevinciyle? Belki 10-12 yaslarinda sadece 23 Nisan’da yayinlanan Asterix’i yakalayip, senede bir izlemenin verdigi keyifle? Belki 20’li yaslarin vizeler bitince Nevizade yolunda yasadigi oh tuy gibi hafifim duygusuyla? Gel gor ki 30’larin Cuma sevinci daha mutevazi, daha azla yetinen, daha … Continue reading Rastgele

Siz buyurken..

Su aralar hayatimiz oglanlarin ne ara bu kadar buyudugune, ne ara sabah sohbetlerine basladiklarina, ve ne ara bizim espri tarzimizi kaptiklarina sasirmakla geciyor. Ozellikle Deniz, son zamanlarda oyle bir al karsina otur sohbet et kivamina geldi ki hayretle izliyorum ondaki bu gelismeleri. Aralarinda sadece 16 ay olmasina ragmen bilissel olarak o kadar farkli yerdeler ki… Kisaca Can bizim icin kendini kedi sanan, hala tantrum atan, … Continue reading Siz buyurken..

Hayaller dağ köyünde romantizm, gercekler oglum noolur biraz sessiz..

Bu seneki no romantizm, yes coluk cocuk tatilimizin son duraginda Canakkale Ayvacik’da, Koyunevi dag köyünün ortasina kurulmus, kendini “insan yuzu gormekten bile sıkıldım diyorsaniz bekleriz” diye lanse eden butik otel Alterna Köy Evi’ndeyiz. Tatilimizin ikinci yarisini basbasa gecirmeyi planlarken kucukoteller.com’da kesfettik bu sessiz sakin, romantik ve otantik mekani. Sartlar degismese turnayi gozunden vuracakmisiz… Ancak Can’ın Bozcaada road tripimiz esnasindaki ustun performansindan sonra oglanlari anneanne ve … Continue reading Hayaller dağ köyünde romantizm, gercekler oglum noolur biraz sessiz..

Cocuklugumun tatilleri

Bozcaada’nin duru, berrak, buz gibi suyuna, salaş pansiyonumuzun kucucuk koyunda turistik dokunuslara maruz kalmamis, upuzun sazliklarla cevrili kumsala ve her nasilsa bos kalmis etraftaki tepelere bakarken cocuklugumun basit, sade tatilleri aklima geldi.  Her daim arabayla ciktigimiz bu tatillerde, annem sagolsun arabamiz bozulsa, dağın tepesinde bir hafta mahsur kalsak yine de dort basi mamur yasamamiza yetecek miktarda erzak ve ekipman olurdu yanımızda. Simdi benim yaptigim gibi … Continue reading Cocuklugumun tatilleri