Steve Martin, Beyin ve San Junipero

Yıllar önce Steve Martin’in absürt bir filmini izlemiştim. Detayları çok hatırlamasam da genel hatlarıyla Steve Martin bir beyin cerrahıydı ve laboratuvarında bir kavanozda yaşattığı bir beyine âşık oluyordu. O kavanozla sandal keyfi yaptığı bir sahne var gözümün önünde. Bilim kurgu da olsa romantizmden kaçış yok… Sonunda o beyine bir vücut arıyordu sanırım, asıl komik olaylar o zaman başlıyordu. Ama devamı aklımda kalmamış. Bir adamın bir … Continue reading Steve Martin, Beyin ve San Junipero

Yazmanın Terapatik Gücü

Blog yazmayı tercih ettiğim zamanlar genelde başka bir işle uğraşmam gereken, gündemimde blog yazmak olmayan, çok geç yatmamam gereken ama saatin gece yarısını geçtiği(!), ve aklımda yazacak bir konu olmadığı anlar. Ne kadar da ideal bir yazma ortamı… Yola koyulmak işi bitirmenin yarısıdır diye çıktığım bu yolculukta genelde yazarken ortaya çıkıyor konunun nereye evrileceği. O anki ruh halime göre neden artık eskisi kadar film izleyemediğime … Continue reading Yazmanın Terapatik Gücü

Rastgele

Cuma nesesi diye bir sey var. Evet var. 30’lu yaslarin Cuma nesesini neyle karsilastirabiliriz? Hmmm.. Belki 5-6 yaslarinda haftasonu erkenden kalkip herkes uyurken cizgifilm izleme sevinciyle? Belki 10-12 yaslarinda sadece 23 Nisan’da yayinlanan Asterix’i yakalayip, senede bir izlemenin verdigi keyifle? Belki 20’li yaslarin vizeler bitince Nevizade yolunda yasadigi oh tuy gibi hafifim duygusuyla? Gel gor ki 30’larin Cuma sevinci daha mutevazi, daha azla yetinen, daha … Continue reading Rastgele

Siz buyurken..

Su aralar hayatimiz oglanlarin ne ara bu kadar buyudugune, ne ara sabah sohbetlerine basladiklarina, ve ne ara bizim espri tarzimizi kaptiklarina sasirmakla geciyor. Ozellikle Deniz, son zamanlarda oyle bir al karsina otur sohbet et kivamina geldi ki hayretle izliyorum ondaki bu gelismeleri. Aralarinda sadece 16 ay olmasina ragmen bilissel olarak o kadar farkli yerdeler ki… Kisaca Can bizim icin kendini kedi sanan, hala tantrum atan, … Continue reading Siz buyurken..

Hayaller dağ köyünde romantizm, gercekler oglum noolur biraz sessiz..

Bu seneki no romantizm, yes coluk cocuk tatilimizin son duraginda Canakkale Ayvacik’da, Koyunevi dag köyünün ortasina kurulmus, kendini “insan yuzu gormekten bile sıkıldım diyorsaniz bekleriz” diye lanse eden butik otel Alterna Köy Evi’ndeyiz. Tatilimizin ikinci yarisini basbasa gecirmeyi planlarken kucukoteller.com’da kesfettik bu sessiz sakin, romantik ve otantik mekani. Sartlar degismese turnayi gozunden vuracakmisiz… Ancak Can’ın Bozcaada road tripimiz esnasindaki ustun performansindan sonra oglanlari anneanne ve … Continue reading Hayaller dağ köyünde romantizm, gercekler oglum noolur biraz sessiz..

Cocuklugumun tatilleri

Bozcaada’nin duru, berrak, buz gibi suyuna, salaş pansiyonumuzun kucucuk koyunda turistik dokunuslara maruz kalmamis, upuzun sazliklarla cevrili kumsala ve her nasilsa bos kalmis etraftaki tepelere bakarken cocuklugumun basit, sade tatilleri aklima geldi.  Her daim arabayla ciktigimiz bu tatillerde, annem sagolsun arabamiz bozulsa, dağın tepesinde bir hafta mahsur kalsak yine de dort basi mamur yasamamiza yetecek miktarda erzak ve ekipman olurdu yanımızda. Simdi benim yaptigim gibi … Continue reading Cocuklugumun tatilleri

Hayattaki en zor şey

Anadolu Lisesi sinavina hazirlanirken hayattaki en zor seyin o sinavi kazanmak oldugunu saniyordum, degilmis. Kadikoy Anadolu Lisesi’ni kazanip onumde deste deste Ingilizce kitaplarini gordugumde hayattaki en zor seyin yabanci dil ogrenmek oldugunu saniyordum, degilmis. Lisedeyken hayattaki en zor seyin o uc saatlik omur torpusu sinava uc yil boyunca hazirlanmak oldugunu saniyordum, degilmis. Universitedeyken hayattaki en zor seyin hem begendigin hem anlastigin biriyle karsilasmak oldugunu saniyordum, … Continue reading Hayattaki en zor şey

Yeni Ev

Üç ay geçmiş son yazımın üzerinden… Eski eve güle güle demek için yazmışım son yazıyı. Zaten evine güle güle yazısı yazan birinin duygusal bağlanmayı biraz(!) abarttığını, yeni bir ortamı benimsemesinin zaman alacağını tahmin etmek zor değil. Tamam zaman alsın da, üç ay?? Bir yengeç için bile iddialı bir alışma süresi… Nihayet bu akşam buraya çok samimi bir şekilde “evim” dedim içimden. Oğlanlar odalarında halının üzerine … Continue reading Yeni Ev

Bir eve gule gule derken

Salonda oturmus, Deniz’in spiderman’li polar battaniyesine gomulmus yorgunluk birami icerken karsimdaki duvara uzun uzun bakiyorum; Deniz’le Can’in boyadigi, sonra silmeye calisip bulamac yaptigi, isin icinden cikamayinca stickerlarla suslemeye calistigi duvara… Aylardir su duvara bakip bakip, offff burasi korkunc gorunuyor, duvar boyasindan bir kutu kalmisti sanki, babamdan rica etsem de surayi bi boyasa diye 127 kere aklimdan gecirmis olabilirim. Ama her seferinde aman neyse yaaa yakinda yikilacak zaten, o … Continue reading Bir eve gule gule derken

Enerji Patlamasi

Bugun yazacaklarim kisisel. Fazlasiyla kisisel. Bugun yazacaklarim annelikle, kadinlikla, aileyle, cocuklarla ilgili degil. Bugun yazacaklarim kafama aniden dank eden bir farkindalikla ilgili… Bazen oyle anlar geliyor ki dunyayi yerinden oynatabilirim hissi geliyor bana (ki genelde blog yazilarim da o anlara denk geliyor). Boyle bir algilarin acilmasi, kendini zeki hissetme, aklindaki dusunce silsilesini durduramama, yapacaklar listenin kafanda katlanarak cogalmasi, surekli bir plan yapma, bir harekete gecme … Continue reading Enerji Patlamasi